Takipçi Sayısı Neden Önemli?

Bundan bir 30 yıl önce birisi çıkıp da takipçi sayımı arttırmak istiyorum dese sadece annesi ile babası arkasına dizilip yürürdü. O da takip etmek için değil kırmamak için. Fakat günümüzde sanal dünyada yarattığımız kimliklerimiz için takipçi sayısı çok önemli bir kriter haline geldi. Hatta bazen bu sanal kişiliklere duyulan saygının belirleyici unsuru olarak kaç kişi tarafından takip edildiği baz alınıyor. Bir kişi veya marka hakkında bilgi sahibi olmak isteyen veya tercih etmeyi düşünenler her şeyden önce takipçi sayısına bakıyorlar. Takipçi sayısı fazla olan diğerini laps diye eziveriyor.

Evrensel formları rehber edinen zihinler için bir şeyin popüler olması onun kaliteli olduğu anlamına gelmez. Ya da bir yanlışın çok fazla yapılıyor olması onu doğru haline getirmez. Ancak globalleşen ekonomiler eşliğinde hızla bir tüketim yığınına dönüşen insanlığımız, fazla tercih edilmenin daha iyi olduğunu sanar bir şekilde hareket etmekte. Hal böyle olunca da ortaya bir ürün koyanlar hangi platformda olursa olsun daha iyi olmak yerine daha popüler olmayı tercih ediyor.

Marka Olmak İçin Popülerlik Önemli Midir?

Bu sorunun cevabı sunduğunuz hizmete veya ürünün türüne göre değişkenlik gösterebilir. Ama evet, genel olarak marka olmanın yollarından biri de popüler olmaktan geçer. Çünkü başta belirttiğimiz gibi insanlar artık bir markayı tercih etmeden önce ürünün içeriğine bakmak yerine o ürünün kaç kişi tarafından tercih edildiğine bakıyor. Yani ürün kaliteli mi değil mi diye düşünme ihtiyacı hissetmiyor. Ya da düşünse bile bu değerlendirme için vakit harcamak istemiyor çünkü bir çok kişi bu ürünü tercih ettiyse her halde vardır bir bildikleri diyerek hareket ediyor. Bu noktada bireylerin kendi ihtiyaçlarını karşılarken kişisel kıstaslarını değil genel çoğunluğun tercihlerini göz önünde bulundurarak hareket ettiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Nerede Çokluk Orada Popluk

Hızlı tüketime o kadar alıştık ki. Ne istediğimizi bile düşünmek istemiyoruz. Kendimizi o kadar az tanıyoruz ki ne istediğimizi bile bilmiyoruz. Çok felsefi gelse de bu iki önerme ışığında yaşadığımız toplumu analiz etmek mümkün. İnsanlar bir şeye ihtiyacı olup olmadığını düşünmeden bir başkasının tercih ettiği ürüne doğrudan yöneliyor. Popüler olana meyil olarak adlandırabileceğimiz bu durum bence gelecek nesiller için daha da tehlikeli bir hal alacak. Çünkü bu yönlendirme gücünü elinde tutanlar bunu istedikleri an bir silaha dönüştürme yetisine de sahip. Medya, müzik endüstrisi, sinema gibi toplumları direk etkileyen dallar bu gücü kullanma amacı güdenlerin elinde toplumu çok kötü şeylere sevk edebilir.

Beğenilme Arzusu Hastalığa Dönüşüyor

İnsanın var oluşundan bu yana içinde barındırdığı başka bir yaratık vardır. Her inanış her toplum bu yaratığa farklı isimler vermiştir ancak bahsedilen şey hep aynıdır. Ego ! insanların içinde sürekli terbiye etme ihtiyacı hissettikleri bir sanal yaşam formu olan ego, taşıdığı sayısız özellikten birini de beğenilme arzusu olarak bize yansıtır. İnsanlar fiziki özelliklerinin, yaptıkları tercihlerin, ortaya koydukları eserlerin beğenilmesini ister. Bu beğenilme isteği gayet normal bir olgudur. Ancak hayatını bu beğenilme arzusu üzerine kuranlar egolarının tutsağı halinde bir hastalık emaresi ile yaşamaya başlarlar. Bu da her hareketlerinde bir takdir edilme beklemeleri ile sonuçlanır. Attıkları her adımda bir reaksiyon ölçer gibi hareket ederler. Hatta bir şey planlarken bile önce kendilerinin alacağı zevki değil planladıkları şeyin beğenilip beğenilmeyeceği düşünürler. Ve son olarak da narsizmin pençesine kapılırlar.

[Toplam:1    Ortalama:5/5]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir